6 Aralık 2014 Cumartesi

Bedelli Askerlik vs. Altın Varak

Bedelli askerliğin çıktığı çok iyi oldu, her bedelli asker 18 tane altın varaklı bardak ediyor..

Aksaray'ın maliyeti neydi? Kaç asker gerekliydi?

1 milyar 370 milyon TL imiş, Şimşek'e göre.. 76,112 kişi bedelliden yararlanırsa maliyeti çıkıyor; e çok da fazla değilmiş bu durumda =) Aslında ben olsam yaş sınırını 24'e çeker, yapıştırırdım 10.000TL'yi sürümden kazanırdım..

1 AKSaray=1 milyon 600 bin asgari ücretlinin aylığı
1 AKSaray= 1 asgari ücretlinin 133 yıllık maaşı
1 AKSaray=274 tane tam donanımlı okul
1 AKSaray=200 tane tam donanımlı hastane
1 AKSaray=92 tane Üniversite
1 AKSaray=2000 tane yaşam odası!


Asgari ücretliler hiç konuşmasın, iş verdi ya devlet onlara daha ne istiyorlar; her şey padişahımızdan geliyor, hiç konuşmasınlar valla..

Hem 133 yıl çalışırlarsa yemeden içmeden onların da bir sarayı olabilir; o kadar da abartmamak lazımmış demek ki..

274 tane tam donanımlı okul mu? Ne yapacağız ki okulu? Padişahımız bize yeterince İmam Hatip verdi bence, hem kadınların da okuma hakkı alınırsa var olan okullar yeterli olur sanki..

200 tane tam donanımlı hastane mi? Hastaneye gerek yok zira gelen Allah'tan ya da padişahımızın korumalarından, o yüzden kadere inanmak lazım biraz da, hastane falan kul yapısı gerek yok öyle şeylere.. 

92 tane Üniversite!! Tövbe haşa, üniversiteymiş! Çarpılırsınız! Okuyup okuyup başımıza anarşik mi olacaksınız? Yıkıl, yıkıl karşımdan, gomünüst seni.. 

2000 tane yaşam odası :))))))) Yaşam odasının ne olduğunu bilmeyen takribi 70 milyon insan bulabilirim Türkiye'de =) =) =) Bahsi bile komik olmuş..


Geçen yazı da başlamıştım hesaba, şimdi 1000 oda var; her birinde bir çift olsa, her çiftin 3 çocuğu olsa.. Padişamızı falan da düşünecek olursak, takribi 5000 / 5005 kişi ediyor.. Gerçi emin olamadım Bilal sayılır mı sayılmaz mı? Malum biraz endoplazmik retikulum gibi, mitakondri gibi.. Neyse tek hücreli de olsa, canlı tabii.. 

5004 kişi ve bir tek hücreli için 5005 Altın Varaklı bardak gerekli olsan  278 bedelli asker bardakları karşılıyor, 2000TL'den tabak da alınsa, tatlısıydı bilmem nesiydi kişi ve tek hücreli başına 4 adet gerekli olsa 20020 tane tabak gerekli olur; bu durumda da 2224 bedelli asker ile de tabakları alırız.. 

Kaşığıydı çatalıydı diye hesap yapmıyorum onları da artık başka dolandırıcılıktan veya vergiden karşılasalar bize en az 76.112 inşaat için, 278 bardaklar için ve 2224 tabaklar için olmak üzere toplam da 78.614 adet bedelli asker gerekiyor.. 600.000 kişinin katılımını bekliyorlarmış; keşke götümüze don alsaydık çakma "White House" inşaa edene kadar gelmesi muhtemelen 11 milyar TL ile.. 

Neyse Padişahım'a yakışır.. Durmak Yok Soymaya Devam..

Türkiye'yi izliyorum, gözlerim kapalı

Haberleri takip etmeyi bıraktım! Evet evet, hergün haberleri okuyup sonra sinirlenip sonra üzerine düşünüp tekrar sinirlenen ben, herhalde okumayı öğrendiğimden beri önce basılı yayın olarak sonra da teknolojiyle birlikte dijital ortama dökülen haberleri okuyan ben; bir süredir takip etmiyordum eskisi kadar zira sinir stres artık iyi gelmiyordu bünyeye.. İşin stresli, hayatın stresli üzerine bir de memleket meselesi sonra alkolik olup gideceğiz deyip, en azından memleketi kenara bırakmak istemiştim. Hani bir söz vardır ya "Herkes kendi kapısının önünü süpürse, mahalle temiz olur" diye, denedim, cidden inanmayı dahi denedim bu söze, sıkı sıkı tutundum; sonuç mu? Biraz daha kapadım kulaklarımı, gözlerimi. Yeni yeni icadlar çıkardım başıma,

1) Gözlerim kapalıyken okuyayım dedim, bakayım ama görmeyeyim,
2) Kulaklarım kapalıyken dinleyeyim dedim, duyayım ama anlamayayım,
3) Beynimi kapattım, her şey yolundaymış gibi davrandım.

Yok yahu bir kişi eksik, bir kişi fazla hiçbir şey değişmedi, memleketin hali gene bok, gene bok..

Ben kendimi düzene soktum, baktım değişen bir şey yok; hani benim kapım temiz? Şimdi sözü söyleyen mi yavşakmış, yoksa kapısını temizleyenler mi veyahut da temizlenmesine izin verenler mi?

Ama tavsiye ederim, gözlerini kapatıp haberleri okuduğun zaman; muhalefetin de sinmesiyle çok mutlu olabiliyor insan, böyle her şey güllük gülistanlıkmış gibi...

Tanesi 1000TL'den altın varaklı bardak alınmış, 1000 odası olan Ak'saray'a ya da çakma WhiteHouse'a mı desek? 1000TL' için mini bir hesap yapsak, 1000 oda var, her oda da bir çift ve üç çocuk diye düşündük; 5000+5. OHA!

Neyin hesabını yapıyorsam, iş tecavüzü geçti fantaziye döndü ben hala yazıyorum; sırf kendimi rahatlatmak için, sesimi çıkartmıyorum dememek için.. Başka sebebi var mı acaba??

Kızdım yazmıyorum devamını.....

22 Kasım 2014 Cumartesi

O Şimdi Askerdi Galiba Volume 5

Herhalde ayın son yazısı olacak. Görevimi değiştirdim. Gece silahlık yerine artık gündüz koğuştayım. (Bu arada ozaman bunu bilmiyordum ama toplamda 3ay falan bu görevi yaptım -zaten 4ay 10gün Sakarya'daydım- 25 tane kitap okumuşum) En azından daha az uykusuz kalıp, spor vb. faaliyetlerim olmayacak, bir tek iki günde bir nöbet, eh! Bir taraftan iyi bir de dezavantajı var; neyse buna da şükür! Karda buzda donmam artık. Dün gece değişik bir şaman ritüeli gerçekleştirildi. Artık şans için midir bilinmez ancak, hür-general rütbesine terfiye "99" gün kalan birisi yarı çıplak soyulup; sandalyeye oturduldu, akabinde kafasından aşağıya sular döküldü. Herhalde kötü ruhları def etmeye yarayan bir ayindi. Altı gün sonra bize de mi yapılacak? Aslında öğrendiğim kadarıyla bu lanetten kurtulmanın bir yolu daha varmış. Kötü ruhları memnun etmek amacıyla çekirdek-kola ikramı. Kötü ruhlar bundan memnun kalıp; kişiyi ıslanmaya gerek olmadan terk-i diyar eyliyorlarmış.
Öteki dünyayı anlamak zor zanaat!

İşin geyik kısmı bir yana, 200'den ve 100'den düşmek(terhis süresine kalan gün sayısı) bizim için belki çok değil ama birçok insan için gerçekten önemli. Şöyle ki; 200'den düşebilmek için insanlar 260gün askerlik yapıyorlar; hele 100'den düşüp ıslanabilmek için 360gün (neredeyse 1yıl! oha! 1yıl!) dayanıyorlar bu çileye! Bir yönden kutlama gibi oluyor. 99 güne düşmek artık iki haneli olmak demek! Biz bile "Ooo iki haneye düşünce askerlik biter" diyoruz; kalkı ki topu topu 155gün buradayız! 137-138'i miyavlayarak saydığımı hatırlıyorum da ne zaman 106 kaldı! Bugün de uyandığımıza göre bunu da düş; bir şekilde biter nasılsa! Kaldı mı sana 3,5 ay! Hadi Mayıs ayını da sayma (Mayıs 17 terhis) kaldı 3ay. Şubat zaten yarın! Eh iki günde bir nöbet var. Haftasonlarını da düş. Askerliği bitirdim sanırım matematiksel olarak; sadece 15gün kalıyor. Amaaan son 15gün iş mi yapacağız yeniler gelecek oryantasyon falan derken bitti gitti! (Gene ozaman bilmiyordum ama son 1hafta çadırda yattım!) Ne yani beğenmediniz mi hesabı? Geçen hafta terhis olacak şekilde de hesaplayabilirdim, her şey iki rakamın yer değiştirmesine bakar.

Epeydir yazmamıştım. "Ne yapıyorum ben burada"

Önce kibar başlıyorsun "Ne işim var burada", "Neden ben" gibi, sonraları "N'apıyorum lan ben burada"'ya dönüyor. Sonlara yaklaştıkça "Nabıyom la ... soktuğumun yerinde" gibi dil bozuluyor. Gelmeden önce ne kadar kibar bir adam olmuştum zira Rusya'da bir ise yaramadığı için (tabi toplu taşıma kullanmamın da faydası yok değil) iyice insana benzemiştim. Küfürün beşiği online oyunlar da dahil benim olduğum yerde en ufak küfür bile yasakken şimdi ki hale bak. Neyse durduk yere küfür yok en azından. Sadece hırsıza ağırlıktan yerin dibine girmiş hakaretler. Zaten birçoğunun da gün yüzüne çıkmaması isabetli bir karar gibi..

--> Bilal.. 30 yaşında bir elektrik mühendisi.. İlk çarşı* izninden alkollü dönmek suretiyle -tabi onu ispiyonlanyan** yavşağın bu durumda hiç parmağı yok- dikkatleri üzerine çekmeyi bildi.

Şaman ayininden bahsederken, O'nun da bir gözlemi var. Koğuşun en kıdemlisinin dört bir köşeye işemet suretiyle; buranın kendi bölgesi olduğunu belirtmesi, akabinde yasak olmasına rağmen, itfaiye hortumu çekilerek koğuşa su basılması ve yeni gelen tertiplere bu su çektirilerek; (3. kattan en aşağıya kadar) baskının ve gücün mühürlenmesi. Neyse bu bahtsız bedeviden bahsediriz gene fakat şimdi çalınmasın diye "Sabah 9 - Akşam 5" şeklinde görevli olduğu nizamiyeyi*** beklemesi gerekli. En önemli saatler bunlar. geçen yıl iki defa çalmışlar nizamiyeyi, rezil oluruz alim allah.. Nizamiyesiz askeriye, kapısız Nasreddin Hoca türbesi**** gibidir. Sanırım bu durumu en güzel özetleyen söz de bu oldu. Gidenler anlamıştır herhalde!

*Çarşı: Haftanın genellikle kıçında hal-i hazırda boş olduğunuz birgün bu kadar asker bomboş ne yapacak diye düşünülmemesi için (zira rütbeli personel de tatilde) bir kısmının sokağa atılması durumu.

**İspiyonlayan Yavşak: Genellikle takımın yazıcısı veya kıdemlisidir. Bazı durumlarda gıcık olan veya midede hazım sorunu olan farklı yavşak türleri de görülebilir.

***Nizamiye: Kapı! Evet, evet bu kadar! Askeriyenin kapısı işte! Tek farkı, en az bir zavalıının -ki tek başına tutmak, ana nizamiyede rütbeliyle tutmaktan iyidir- mal***** gibi kafasında kompozit başlık -gelen mermiyi durdursun diye takılmıyor bu çelik 3,5kg ağırlığındaki başlık- yandan teğet geçerse sıyırsın diye. hücüm yeleği ve boş silahla (risksiz bölgede, idiotlarla askerlik yaparken) durduğu, oturmanın, kalkmanın, dayanmanın, konuşmanın, susmanın, bazen nefes dahi almanın yasak olduğu bir yer işte!
+Not: Tüm teçhizatlarınız : Kışlık kamuflaj, kompozit başlık, hücüm yeleği, dolu-boş silah (250gr fark ediyor) en aşağı 20-25kg oluyor.
Askerin spor yapması açığından önemli bir yer, çoğu halterci askeriye de tuttuğu nöbetler sayesinde kazandı, kupaları, kemeleri...

****Nasreddin Hoca Türbesi: Konya-Akşehir'de bulunur. Kocaman demir kapısını saran zincirler büyük ve sağlam bir asma kilit tarafından kitlenerek güvenliği sağlanmıştır. Buna ek olarak türbe hocanın müzahına uygun olarak sadece kapı barındırır yani kapının etrafı tamamen açık ve boştur. Tam bizim nizamiyeler de böyledir. 24 saat tam teçhizatlı nöbetçi barındırır, sürekli kilitlidir ancak yanlarındaki alanlar ya demir parmaklıktır ya da gece kondulara dayanmış ince demir perde vardır. Bir şey yapılmak istense veya içeri girilmek, sizi alıkoyacak hiçbir şey yoktur!

*****Mal: Riskin sıfırın altında olduğu bölgede 2 saat boyunca boş silahla ayakta bekleyen kişilere "mal"; yapılan eyleme "mal gibi" niteleme sıfatları kullanımı; özellikle batı bölgesinde yapılan askerlik uygulamalarında mevcuttur. Bu deyim de 1800'lü yıllarda henüz barış varken, tutulan bir nöbet sırasında Nöbet Hosingwa isimli bir askerin işkembe-i kübrasından ortaya çıkmıştır.

Devam edecek...

18 Kasım 2014 Salı

O Şimdi Askerdi Galiba Volume 4

Kolundaki salak "Casio" saat üzerindeki en teknolojik alettir. Çalmaya ikna edebilirsen bir alarmı ve kronometresi olan zamanının en sağlam icatları arasında. Gittiğin yerin ne kantini kantindir, ne de yatağı yatak. Zamanında yurtta yaşadıysanız eğer bilin ki çok şanslısınız. -tabi buna özel yurtlar dahil değil- Güzel geçen son bir haftanın haricinde acemilik döneminin hiç bir haltı yoktur. Zira tek hatırladığınız edilen sohbetlerdir. Aklınızda ne en dangalağından astsubat çavuşlar kalır ne de mal gibi beklediğiniz "koyun" sayımları. Aynı koğuş bölgesini paylaştığım yaklaşık 700 kadar Kısa Dönem'in değerini bilememişim. Burada 50 kişiyiz sadece ama her çeşit adam var. Havlayıp ısırmayanından, safi öküze kadar bir sürü insan tipi varmış. Esrarkeşinden temiz salon çocuğuna kadar her şey. İzmir'de de Kısa dönemden nefret ediyorlardı, burada da ediyorlar. Herkesin bir kötü anısı var ama anlattıkları şeylere bakarsan pislikten farksızız...

Birçoğunun kendi dünyası, hayalleri var demek isterdim ama genelde hayattan beklentisi olmayan, garip ve en az bir kötü alışkanlığı olan insanlar. Bunu Türkiye'nin farklı bir karışımı olarak düşünebilir miyiz acaba? Yoksa bulunduğumuz yer itibariyle çok çok alakasız bir oran mı var karşımızda? Salaş ve "koyun sayımı" hariç hiçbir düzenin, nizamın olmadığı Narlıdere'nin arkadaş dışında bir katkısı var mı desem, cevap vermek için iki defa değil iki yüz defa düşünsem; "hayır"'dan öteye gidemem.

Merdivenden eski firari Tahsin'in sesi geliyor; nöbeti bitmiş, silahını alayım...

Neyse arkadaş her zaman can'dır. Bir tane bile edindiysem kardır. Gerçi askeri şartlar işte konuşma-görüşme şansın olmuyor.

O değil bir radyo, bir de kettle şart buraya yoksa zaman yavaş geçiyor..

25/01/2013 Sakarya

O Şimdi Askerdi Galiba Volume 3

Narlıdere diyorduk değil mi. Cep telefonundan, internetten, gazetelerden, en ufak haberden uzakta 3000'i aşkın acemi askerle yaşam... Kimisi için zindandır kimisi için tatil. İster mutlu olun ister mutsuz; zaman içinde yaptığınız işten keyif alır hale gelirsiniz.. Her ne yapıyorsanız yapında, en azından arkadaşlarınızlasınızdır ve en saçma durumla bile dalga geçer hale durumdasınızdır. En kıdemli komutanının gelip işkence etmesi bile "oha be! Ne koydu ama!" olarak nitelendirilir ya da "oğlum!! Başçavuş bugün bir sıçtı ağzımıza" der ve efsane gibi anlatırsınız. Ekstra bir sıkıntı çıkmadıkça hergün aynılaşmaya başlar ve o an anlarsınız ki alışmışsınızdır. Artık ne telefon önemlidir ne de beş sene boyunca hiç kaçırmadan izlediğiniz dizinin son bölümü...

Narlıdıre sadece on altı gün sürdü ama yüz altmış gibiydi sanki. Normalde on kişi olması gereken takım yüz kişi olunca ister istemez, çekirge sürüsü gibi davranış kaçınılmaz oluyor. Toplamda 2000 kadar Kısa Dönem acemi askerin 100'erli ekipler halinde bir yerden başka bir yere hareketini yukarıdan izliyor olsak aklımıza "Age Of Empires" gelirdi hiç şüphesiz. Beşinci takımı seç, yemekhaneye gönder, sekizinciyi seç tören alanına, on ikiyi sinemaya... Kocaman bir alayın içerisinde asla boş bırakılmayan ve gün içinde her hareketinden önce sonra sayılan 2000 kişi... Kabaca bir hesapla her gün on yedi defa "koyun" gibi sayılmaz... "Napıyorum ben buradan"...

Tam alıştık, alışıyoruz derken; tören yürüyüşü ızdırabı başlar, neyeyse... Yemin törenini anlarım da tören yürüyüşü nedir yahu... Yıllarca askerlik yapmış, çalışmış adamlar; senden ikinci, üçüncü gün de mükemmel uyum beklerler, sanırsın kendileri mükemmeldir ve bunu üç günde yapmışlardır.

23/01/2014 Sakarya

17 Kasım 2014 Pazartesi

O Şimdi Askerdi Galiba Volume 2

Vicdanın mantıkla, mantığın gerçekleşen olaylarla, olayların da zeka ile çeliştiği bir durumda mısınız? Korkmayın, etrafınıza bir bakın; evet o kamuflajlı adamlar askercilik oynuyor ve siz de maalesef bu oyunun bir süreliğine parçasısınız. Her şeyin amacı sizi siz yapan her türlü fikirden ve hal-hareketten uzaklaşmanızı sağlamak. Verilen 10 emirden, 8'inin "nedenini" anlamayacak ama bir süre sorgulayacaksınız. Çok daha verimli çözüm yolları olmasına rağmen neden bu garip ritüellerin gerçekleşmesinde rolünüz olduğunu merak edeceksiniz. Ne kadar çabuk uyum sağlar ve oyunun kurallarını öğrenirseniz o kadar rahat edersiniz. Hapçısı, alkoliği, esrarcısı ile normal şartlarda karşılaşmasanız bile burada yan-yana uyumak, yerine göre canınızı ona emanet etmek durumunda kalabilirsiniz.

Ne hasta olduğunuzda bakacak birini bulabilirsiniz yanınızda -ki buna revir-doktor-askeri hastane de dahil- be de yorulduğunuzda dinlenecek bir yer..

Sivil hayatınızdan uzaklaşmaya başlarsınız. Telefondan sesini duymak, derdinizi paylaşmak için aradığınız yakınlarınızı aramak z'ul gelmeye başlar telefon sırası yüzünden..
Konuşmadığınız zaman huzursuz olduğunuz sevgilinizi görev icabı aramaya başlarsınız ve orada sizin için film kopar. Artık yalnızsınızdır. İnternet, facebook,e-mailler, televizyon, en sevdiğiniz diziler, bilgisayar oyunları, araba kullanma keyfiniz artık yoktur ve aşağı yukarı 4 ay daha olmayacaktır. en iyi olduğunu düşündüğünüz iş bile değersizdir o anda gözünüzde..

06.06 olan saatin tek anlamı 15dakika sonra "koğuş kalk" nidaları ile başlayacak ızdırap ve sabah jimnastiğinin vereceği ağrıların akabinde güzel bir uyku çekebileceğim umudu..

21/01/2013 Sakarya

O Şimdi Askerdi Galiba Volume 1

Bir metre uzağımda bir arkadaşım, bir diğerine okuma-yazma öğretiyor; üçüncü ders olmasına rağmen, artık çocuğun şevkinden midir, yoksa adamın yeteneğinden mi bilemiyorum ama gayet güzel okuyup, belirli harflerle yazabiliyor. Birinin, bir diğerine hele hele Türkçesi daha doğrusu şivesi bu denli bozukken doğru yazabilmeyi öğretmesi, saçmalıyorum ama gözlerimi yaşarttı.

Arada o kadar büyük fark var ki doğru anlatım için nereden başlamak gerekli emin olamıyorum. Hikaye Aralık'ın 12'sinde İzmir-Narlıdere'de başladı galiba. Galiba diyorum çünkü o tarihten öncekiler; hazırlık, "gidiyorum" psikolojisi falan yalanmış.

Onca yıldır bir parçamızmış gibi yanımızda taşıdığımız cep telefonunu evde bırakmak yeterince can sıkıcı değişmiş gibi bir de sürekli cebinizi yokluyorsunuz. Bugün 20 Ocak ama halen aynı melodiyi duyunca bir "acaba" diyorum. Neyse korku-heyecan karışık nizamiyeden (giriş kapısı) içeriye ilk adımı attığımda henüz fark edememiştim ve ürkek gözlerle "ee şimdi" sorusuna yanıt ararken ne şaşkınlığımı gizleyebildim ne de hergün onlarca defa tekrar ettiğim "n'apıyorum lan ben burada" cümlesini bu kadar sık kullanacağımı fark edebildim. Bir yandan masa masa geziyor, işlemlerimi hallediyordum, bir yandan da arkadaş ediniyordum. Herkes ördek gibi olduğu için sosyalleşmek haliyle çok kolay oluyor. Daha koğuşlara bile ulaşmadan üç-dört arkadaş bulmuştum bile.

Saat gece 11 olmuş, bu durumda 8,5 saat daha yarı uyanık - yarı uyur durmam lazım..

Amaaan neyin derdindeyim, yazsam ne olur, yazmasam ne olur...

20/01/2013 Sakarya

O da bir zamanlar askerdi.

Vatandaş olarak, memlekete erkeksen üç, kadınsan iki borcun vardır.
1) Vergini ödeyeceksin,
2) Oy vereceksin,
3) Askere gideceksin (Erkek vatandaşlar için)

İş Bankası şubesinden "teskere" alamadığım için (zira yaşım tutmuyordu, tutsa da gider miydim bilemiyorum zaten bunu artık bilme şansımız da yok) 6aylık Kısa Dönem askerlik görevimi yapmak için başvurdum. Tecilli olmama rağmen tecilimi iptal ettirdim ki bu pek karşılaşılmıyor olsa gerek, yaptırabilmek için 3-4 ayrı kişiyle görüşmem gerekti. "Sıkıntı yok tecillisiniz" denmesinden sıkıldım, en son "Alırsanız askere gitmek istiyorum, alın ya n'olur" dediğimi hatırlıyorum.

Neyse sıkıntıdan onlarda şey yazdım ama neşeli ama saçma sapan.. Çok fazla anı ve geyik yok maalesef zaten toplasan 5ay 10gün mü neydi.. Garip ve manasız bir deneyim olduğunu düşünmekle birlikte tek anım boş boş otururken yazdığım defterim, aklıma dahi gelmiyor; sadece çok nadiren de olsa "Aaaa, benim askere gitmeme gerek yok! Ben geldim bileeeeeeee" şeklinde bir huzur kaplıyor içimi, ne kadar da anlamsızmış..

İkinci bir neyse ile devam edeyim, bir ton yazdım yazdım herkes bunları yayımlamam gerektiğini düşünüyordu, herhalde yoklukta gidiyordum ki sevenim, beğenenlerim bile vardı; ehh sonuçta ben de bir Abdurrahman Çelebi'ydim o kadar adamın içerisinde.. En azından tek anımı buraya yazarak, başına bir şey gelmesine karşın sigortalamış olayım..

Hiç o şimdi asker tribine girememiş de olsam, ben askerliğimi yaptım yeaaa =)