8 Ekim 2018 Pazartesi

Ha gayret!

Zaman öyle sıkıştırılmış,üst üste güzellemeleri ile geçerken, yanımda yalnızca kırmızı kaplı minik bir defter var..

Çok sevdiklerimi özlüyorum,uzağımdalar..
Çok çalışıyorum,çok okuyorum ,kısa kısa notlar alıyorum toplasan bi bütünü oluşturamayacak kadar dağınık..

Ehliyet almam lazım,
Çok heveslendiğim ama vakit bulur bulmaz gideceğim bir yemek kursu ve belki köklü bir sektör,iş değişikliği..
Etraf çok kalabalık geliyor,hareketlilik reflekslerin güçlenmesine mi sebep,savunma mekanizması mı ki bu ya da bi bahane..

Halbuki bu yaz birkaç günlük bi ada tatili ne iyi gelmişti..

Çok sevdiğim bi arkadaşımın doğum günüydü geçen hafta..
Ondan öğrendiğim öyle güzel şeyler vardı ki,sahne önünden izliyorum zaman zaman onun gibi hayatı..
Zaman zaman günlük telaşelerde,atladığım ve unuttuklarıma karşın işittiğim sitemlerde ve yönetemediğim zamanlarda 'kulak çınlatmalık' böyle oluyormuş diyerek..

Sahne önü demişken o sihirli kutucukların dışında,hayatın ak-kara ışığı altından bakıp,savaşmaya devam etmek..
Meydan okumak,savaş vermek ‘omurgayı dik tutup’ enseyi karartmadan..biad etmeden..
Etraftaki hareketlilik fazlalaştığı zamanlarda,refleks olarak daha dikkatli olmayı öğreten insafsız büyüklerimiz var hayatlarımızda..

Sahne önünde hepimiz birer yabancı değil miydik ışıkların altında?
Daha planlı,hesaplı,hep bir sonraki adımları düşünüp oynamadık mı?
Ee evet,
Can yakmak konusunda hepimiz yeri geldi bencilleştik..


     “En kötü insanlar bile mutsuz olmayı hak etmemeli, zaten mutsuz oldukları için kötü değiller mi? Daha en başında hikayenin mutlu olsalardı kötü olmayı seçerler miydi? Hem de bırak göreceli doğruları, toplumun kriterlerinde bile mutlu olsalar neden kötü olsunlar ki..”

Ersin’in son yazısından alıntı ile ve bildiğim bir cevap ile noktalayayım istedim..

Mutluluk ve kötü olmayı tercih etme arasındaki tercih kısmında,psikolojik sosyolojik bir sürü etken var..
 Biz,berbat bir döneme denk geldik hep bir fazlasıyla..
Mücadele senin benim elimde,sabahın 6’sında güne uykulu gözlerle başlayıp,aynı ortamda olmak istemediğin bir sürü insanla gününü tamamlayabilirsin..
Hayatının en zor zamanlarında asıl olan karakterinden zerre fedakarlık etmeden,eleştirdiğin düzene;hak yemeden,pes etmeden,iyiliği güzelliği ve merhameti önüne koyarak..
Kötü insanların bedel ödemeden iyileşemeyeceğini düşünenlerdenim kendimce..Lakin adilce..

“Hayat kısa”diye bi cümle var,aynı gün içinde milyonların dilinde..
En gerçekçisi hep hastane odası, koridorundakinin dilinde ama,ya çok geçken,yahut şanslıysa daha var iken
Sahne önü;
ışık yukarıda arkası bilinmez karanlık,görünen sen iken,hakkaniyetli mücadelene devam edersin..

Şanslıysan,hakkın ise yol arkadaşlarınla devam edersin dudağının ucunda aynı kelime; Nerede kalmıştık?



Omurga dik ama :) milim bükülmeden,kamburlaşmadan..




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder