20 Nisan 2011 Çarşamba

Kör At Nadir Bulunur...

Eskiden kalma bir deyiş vardır.. "Kör at nadir olur/bulunur" diye.. Hakikaten de kör olan ata rastlamak pek olası değildir, gerçekten çok ama çok şanssız olmanız gerekir. Atın bir gözü kör olursa sorun değil ama üzerine binen kişinin çok uyanık olması gerekir ki at sağa veya sola çektiğinde (kör olduğu tarafa) onu durdurmalı ve yola geri döndürmelidir.

Şimdi düşünelim, bizim gibi iki gözü kör millete "binen" kişi çok uyanık ki bizi istediği yere çekiyor. Biz de o kadar "atız" ki "peki" deyip devam ediyoruz. Sanki belirlir bir noktadan sonra hoşumuza gidiyor gibi geldi bir an nedense.. Değil mi sevmediğiniz bir şeyin karşısında olursunuz, hiç sesiniz çıkmasa bile kapalı kapılar "oy" verirken tepki vermez mi ? Şu durumda Fatmagül gibi hissediyorum kendimi, gerçi o en azından çırpınmıştı..

Bizim gibi kör atı bulup "binmek" lazım herhalde; bir yerden sonra zevkli olmaya başlıyor zira :)


KPSS' soruları çalındı, YGS'de neler olduğu zaten ortada.. Şimdi yürüyüş yapan 1000 öğrencinin isyanına serzenişte bulunup "ben de karşılarına 5000 kişi çıkartırım" demek ne yahu.. Öğrencilere de mi sardın ? Halbuki seçim yaklaşıyor senin biraz "ılımlı" olman gerekmez mi? Bakalım 1 Mayıs'da kaç kişinin kafası patlayacak.. Gerçi sanmıyorum Türkiye'nin %50'sinin oy verebileceğini ama biraz beyin jimnastiği yapalım gene de..

Memurdan oy çıkmamalı,
Askerden oy çıkmamalı,
İşçiden, emekçiden oy çıkmamalı,
Öğrenciden oy çıkmamalı,
Sporseverden oy çıkmamalı,
...
...

listenin başını ben yazdım, artık gerisini de düşünün bakalım aklınıza neler gelecek.. Ancak YGS'de yapılan hile, KPSS'de yapılan sahtekarlık, YGS' sınavında otomasyondan çıkan öğrencilerin sınav giriş yerlerinin gösterdiği o ki; seçimlerde de pekala "çatır çatır" hile yapılabilir, artık sandık çalmaya falan da gerek yok hem.. Masraflar iyice düştü, her şeyi sisteme girerken yapabilirsiniz.. Buna ek olarak son seçimlerde kesilen elektrikten bahsetmenin zaten gereği yok herhalde değil mi ? Teknolojinin gözünü seveyim =)

Kör at nadir bulunur ama buldun mu da.... İsyan etmek en doğal hakkımız akabinde yediğimiz cop da herhalde madalyadır.. Bakalım bu cuma günü yeniden toplanacak olan öğrenci kardeşlerimiz ne kadar tepki çekecek.. Binlerce terörist yanlısı gösteri yapar kimse gidipte kıllarına dokunmaz, 17-18 yaşındaki öğrenciler "HAKLARINI" arar, olay olur.. İlginç..

Bazı şeyler gözümüzün önünde, içine sokula sokula yapılıyor ama Allahtan körüz de görmüyoruz!! Ya görseydik ? 70 milyona çatır çatır tecavüz edildiğini görsek, kesin bir şeyler yapardık canım o kadar da "at" değiliz, değiliz değil mi ?

16 Nisan 2011 Cumartesi

Sanat da Sanatlığını Bilsin Kardeşim!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17560676.asp?yazarid=249&gid=61

Yılmaz Özdil 16.04.2011

Ekonomik Sanat

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17560676.asp?yazarid=249&gid=61

12 Nisan 2011 Salı

Suç Tamamen Andre Matthey'nin..

"... Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus'un imzalarken kullandığı kalemi önce masanın altına alması, ardından diğer eline alıp cebine atma görüntüleri basında geniş yer buldu..."

Kaynak : http://dunya.milliyet.com.tr/devlet-baskani-kleptoman-mi-/dunya/dunyadetay/12.04.2011/1376691/default.htm


Biz yıllardır yaşıyoruz bu durumu, siz gene bir kalemle öğrenmişsiniz çok mu ? Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır misali; öğrenmenin yaşı yok, ehh eşekliğimiz kalacak ama cehaletimizi bir parça daha azaltmanın da kimseye zararı dokunmaz herhalde..

Takribi 8-10 yıl önce başlandı memlekette ne varsa satılmaya, elde avuçta kalan her şey yurtdışına gitmeye ve inanılmaz bir sermaye aktarımı oldu "bazı" kesimlere doğru (bkz. bir anda devleşen "renkli" sermaye firmaları) .. Karşı çıkanlar "bertaraf" edildi, farkındalık yaratmak isteyenler hala sürünüyor 2m karelik odalarda.. Herkesin gözünün önünde tüm Türkiye'ye tecavüz ediliyor, bırak sesini çıkartmayı yumurta atmak bile yasak(!) Türkiye çöl olmasın reklamları vardı ama merak ediyorum acaba çoktan mı oldu da hergün kapıyı "kutupayısı" zorluyor. Cebimizdeki paraya göz dikenlerin hiç ama hiç suçu yokmuş, onu fark ettim bugün bu haber sayesinde. Kulağımızın arkasındaki sızlamanın da sebebi onlar değilmiş aslında.. 2005-2010 yılları arasında 83 adet (evet evet tam seksen üç adet) özelleştirme yapıldı, geçenlerde de İDO (!!!!!) satıldı, bu paralar nerede acaba? Kimlerin cebine, kimlerin sobalarına girdi? Kömür olarak mı dağıtılacak, yoksa gene suyu olmayan köye çamaşır makinası mı verecekler? "Atatürk’ün Konya’da açtığı “uçak fabrikası”nın “gazoz fabrikasına” çevrilmesi gibi pek çok işletme de önce başka sektörlere kaydırılıyor, sonra da kapatılıyor…" bundan bahsetmiyoruz zaten başka zaman yazarız bunları da.. Neyse.. Ormanlık alanların statüsünün değiştirilip imara açıldıktan sonra "çatır çatır" peşkeş çekilmesi, "ben yaptım oldu"cu insanların her yerde boy göstermesi vs.. Bunların hiçbirinin suçu yok..

Bu başlıktaki kemikleri sızlayasıca kişi, 1816 yılında "kleptomani" hastalığını ilk defa ortaya atıyor.. Nasıl ki alzheimer hastalarına kızamıyorsak, kleptomanlara da kızamayız.. Onlar hasta.. Demek ki suç onların değil.. Ceza-i ehliyetleri bile yok hatta.. Ben de yıllardır kızıyordum, nasıl da utandım, nasıl..

Meğerse tüm suç Andre Matthey'inmiş..

(yerseniz..)

8 Nisan 2011 Cuma

Kadın Hakları(!)

KADIN HAKKI YOKTUR, İNSAN HAKKI VARDIR; AKSİNİ İDDİA EDEN DE DAR GÖRÜŞLÜ FEMİNİSTLERDEN ÖTE DEĞİLDİR!

Kadın hakları denen "şey" nedir yahu? Birisi lütfen bana açıklama zahmetine girsin ve aydınlatsın.. Bu kadın haklarını ortaya atanlar, kadın ve erkeğin eşit olması gerektiğini savunanlar ile aynı değil mi ? İşte anlam veremediğim kısım da tam burası; insan hakları var, kadın hakları var; peki nasıl eşit olabiliriz ki ? Diyeceksiniz ki yakın geçmişimizde kadın-erkek kanun önünde bile eşit değildi; halbuki seçme seçilme hakkını, medeni kanunlarını devşirdiğimiz İsviçre'den bile daha önce verdik. E zaten siz bu "kadın haklarını" ortaya atarak "insan hakları" olması gereken evrensel gerçeği silip atıyorsunuz.

Düşünelim birlikte; bir tarafta insan hakları var.. Olması gereken, olduğu kadar.. Bir tarafta da ekstradan kadın hakları var.. Demek ki ya insan olarak görülmüyorlar ya da insan hakları, kadınları korumaya yetmiyor.. Burada da sıkıntı "insan" olmayan ama bu haklardan faydalanan öküzlerde bitiyor.. Eğer sen karısını dövüp karakola geldiğinde adamla kadını barıştırıp geri gönderiyorsan; sorun sadece döven öküzde değil..

Meclise bakalım, bazı partiler sadece "görüntü" olarak kadın milletvekili ya da yönetici barındırıyor, sorsan hani nerede diye "işte burada" demek için.. Var mı var.. Yemin etsen başın ağrımaz.. Kadın siyasetçi mi çıkmıyor yoksa biz de çıkartamıyoruz ya da anlamaz onlar diye daha kafasını kaldırdığında aşağıya çekiyoruz..

Trafikte görünce sıkıştırılan kadınlar var bir de değil mi.. Önüne kıralım bir aklı başına gelsin; dur şunun etrafından döneyim, off taş gibiymiş dur bir yanından geçelim.. Garip milletiz vesselam..

Geçen gün bir yazı okudum gazetede, "hadım yasası" geliyormuş herhalde.. Ben bunun en fanatik savunucularındanım aslında ama ya gerçekten suçlu değilse ? ya sadece iftira atıldıysa ? Bunun ayrımını kim yapacak.. Ülkemizde bu ve benzeri saçma sapan olaylar her zaman oluyor; fiyatta anlaşılır sonra kadın daha fazla ister, hop tecavüz etti der veya Ergenekon gibi saçma sapan davalar, hakimler savcılar varken; kimin gerçekten hadım edilmesi gerektiğine kim karar verecek ?

Hem bu yasa sadece maddesel olarak tecavüz için mi geçerli yoksa bir milletin haysiyetine, şerefine manevi olarak tecavüz edenler için de geçerli mi ? Yok ozaman çok iş düşecek doktorlara da o bakımdan soruyorum !!!

6 Nisan 2011 Çarşamba

Paranoyak Devlet

Ezelden beridir bizim devlette, hükümetlerde vatandaşına olanın da üzerinde bir kendine güvensizlik vardır; ne kendi verdiği nüfus kağıdına güvenir ne de öğrenci kimliğine..

Otobüse binersiniz, elinizde "devlet üniversitenizin" verdiği "bu adam benim öğrencimdir, ben buna bakarak devletin yapılmasını gerekli gördüğü her türlü işlemi yapabilirim" kağıdı veya kimliği vardır fakat yeterli değildir zira devlet, kendi üniversitesinin verdiği kimlik kartına güvenmemektedir ve sizden bir de "paso" (belirli bir ücret karşılığında biraz önce bahsedilen güvenilirliği tartışılan üniversiteden aldığınız "bu adam öğrencidir" kağıdı ve belirli bir "ücret" karşılığı satın aldığınız indirim hakkını ispatlayan kart) istenmektedir; saçmalık olduğunda ısrarcısınızdır ama iki tane kıçı kırık soruya hakim olamayan ve çaldıran devletiniz bunu zorunlu tutmuştur.. Buna ek olarak bir de yeni bir uygulama var İstanbul minibüslerinde "indirim sadece üniformalı öğrenciler için geçerlidir". Öğrencisiniz ama sadece okula gidip gelirken, bunun dışında kalan zamanlar örneğin haftasonu kitap almaya gideceksiniz, hayır diyor insanlar gidemezsin; yani gidersin ama ya üniformalı ya da zamlı... Hele hele üniformalı öğrenciye kimlik soran otobüs şöförlerine hastayım; "abi ben manyağım 20krş indirimli gitmek için üniforma aldım" hergün 750 kere binsem otobüse nereden baksan günlük 150TL kar ederim =) [20krş varsayımsaldır]

Oturduğunuz yeri sorar ve inanmaz muhtardan evrak isterler; şimdi o muhtar benden daha mı güvenilir? Ben bizim muhtarı sadece seçim zamanı görüyorum.. Bir defa denk gelip sordum; "yav sizi pek göremiyoruz, hayırdır sağlıksal falan bir şey yoktur umarım" diye. Cevap geldiğinde afalladım resmen; "Toplantılar falan çok oluyor, belediyede oluyorum genelde" Sanırsın Mustafa Koç.. Tabi canım o toplantı senin, bu toplantı benim.. İkinci taşıma ruhsatını aldığını anlattı mesela.. Lazım tabi ki.. Bugüne kadar hiç suikaste uğrayan mahalle muhtarının olmaması bugünden sonra da olmayacağının garantisini veremez kimseye... Devlet bu kişiye benden daha mı çok güveniyor yani ? Bu nasıl bir "pozitif" ayrımcılıktır, devlet nasıl böyle bir şeye karar verir, benim kaç defa devleti kandırmaya yönelik hamlem olmuştur da şimdi bunu istemektedir.

Nüfus kağıdının, öğrenci kimliğinin sahtesini yapabilecek bir çete bu yukarda anlatılan paso ve ikametgah suretinin sahtesini yapamaz mı ? Adamlar sahte pasaport yapıyor yahu =) Vatandaştan üç kuruş daha alabilmek için kişi kendini paranoyak yapar mı ?

Noter ve tasdik olayından bahsetmiyorum bile zira sinirlerim bozuluyor...

Vatandaşı geçtim, kendine bile güvenmeyen bir devletten ne beklenir? Nasıl beklenir?

4 Nisan 2011 Pazartesi

Tüpgaz VS Nükleer Enerji

Cidden bunun altına yorum yazmak lazım mı ? Bir insan bunu karşılaştırabilir mi ? Yoksa sadece başlık olarak bile yeterince garip mi ? Yapılıyor herhalde.. Risk yönetimi veya fırsat maliyeti gibi kavramların kendisine bir şey ifade etmediği birisi yapar. İnsanlara “durmak yok yola devam” şeklinde her türlü sahtekarlığı iyi bir şeymiş gibi iteleyen birisi yapar. “Hap” gibi yutturulan anayasanın ardından “Kol” gibi sokulmaya çalışılan bir nükleer enerji santrali, tüm dünya nasıl kurtulsak bundan diye hesap yaparken bizim tuzu alıp koşmamız biraz ironik değil mi ? Tecavüzü bu kadar seven bir millet olabilir mi ? Hala bunların peşinden koşan bir millet.. Olur olur.. Kendisine saygısı kalmamış bir milletse eğer olur…

Tüpgaz VS Nükleer Enerji

Cidden bunun altına yorum yazmak lazım mı ? Bir insan bunu karşılaştırabilir mi ? Yoksa sadece başlık olarak bile yeterince garip mi ? Yapılıyor herhalde.. Risk yönetimi veya fırsat maliyeti gibi kavramların kendisine bir şey ifade etmediği birisi yapar. İnsanlara “durmak yok yola devam” şeklinde her türlü sahtekarlığı iyi bir şeymiş gibi iteleyen birisi yapar. “Hap” gibi yutturulan anayasanın ardından “Kol” gibi sokulmaya çalışılan bir nükleer enerji santrali, tüm dünya nasıl kurtulsak bundan diye hesap yaparken bizim tuzu alıp koşmamız biraz ironik değil mi ? Tecavüzü bu kadar seven bir millet olabilir mi ? Hala bunların peşinden koşan bir millet.. Olur olur.. Kendisine saygısı kalmamış bir milletse eğer olur…