Hep en sevdiğim şey önce başlığı yazıp, sonra da tüm yazıyı onun etrafında şekillendirmek olmuştur ama altıncı yazıp-sildiğim başlıktan sonra sanırım bu sefer de böyle olmalıymış..
"Yeni Mesaj" kutucuğuna basmak ne kadar da zormuş, kaç ay oldu tıklayamamıştım; hem de ne işten güçten, ne dert tasadan.. Hani bazen "ağır" hissedersin ya kendini böyle "fok balığı" gibi yatmak gelir sadece içinden, aynen o durumda bir ruh haliyle taşımak vücudu ne kadar da güçsüz hissettiriyor insana kendini hayata karşı.. Bazı günler "Bu da mı gol değil" diye sorası geliyor insanın ya da genelleme yapmayalım , benim öyle oluyor.. Yoksa "aklımdan fışkırmadığından" değil yani, sadece "sular kesik örtmenim" durumu hasıl, sonuçta hepsi bahane değil mi ?
Herkese kendi derdi, dev görünürmüş. Kiminle konuşsam ya da kimi dinlesem daha doğru olacak sanırım, zira ben genellikle dinleyen tarafta oluyorum, sürekli mutsuzlar, şehr-i Istanbul'un laneti midir yoksa piyasa şartları mıdır ya da çok mu seviyoruz bir şeylere isyan etmeyi ? İsyan etmek derken, düzene baş kaldırmak gibi, devrim gibi işe yarar veya en azından bir amaca hizmet etmesini umduğunuz şeylerden bahsetmiyorum; bulunduğu durumun vehametine kendini kaptırıp, hayattan zevk alamaz duruma gelmekten bahsediyorum. "Efkarım birikti, sığmaz içime; bin sitem etsem de azdır kadere, gülmeye unutan yaşlı gözlere; mutluluktan haber ver Dilek Taşı.." Tüm insanlık bu durumda olamaz değil mi ? Ben hep "denk gelen" tarafta olmalıyım, insanlar bu kadar mutsuz olmayı hak etmiyor, her şeye rağmen..
En kötü insanlar bile mutsuz olmayı hak etmemeli, zaten mutsuz oldukları için kötü değiller mi? Daha en başında hikayenin mutlu olsalardı kötü olmayı seçerler miydi? Hem de bırak göreceli doğruları, toplumun kriterlerinde bile mutlu olsalar neden kötü olsunlar ki ? Bir şeylerden rahatsızlık duymasan değiştirmeye çalışır mısın ? Çalışmazsın herhalde, sormazlar mı adama "deli mi öptü" diye.. Hep hikayenin başında değil mi bizleri mutsuz edenler aslında hep dileklerimizde olanlar? Aşk, iş, başarı, para vs. Bu durumda sorunu biraz daha genelleyerek toplumun mutluluğuna getirirsek ve buradan da ilerleyip bir toplum külliyen mutsuz ise sizce de kötü yönetilmiyor mudur? Bunu da mı siyasete bağladın diyen olacaktır kesin, (ki okuyan sayısı 5 olunca çok büyük bir kalabalık sayılmaz bence :) ) yapmayın lütfen, bireysel mutsuzluktan bahsetmiyorum, toplumsal bir çöküş var; herkes mi mutsuz olur bir ülkede.. Rusya'da kaldığım dönemde orada da aynı şekildeydi, metroda insanların yüzünden mutsuzluk akıyordu.. Toplumsal mutluluk, toplumsal refahla olur; ne yerdeki ne de havadaki sarayla olmaz..
Özgür değiliz, herhalde bu nedenle bu toplumsal mutsuzluk. Toplumun %99'luk bölümü sanmıyorum ki gelecek planlarını yaparken huzurlu olsun. Aristo ve Platon'un özgür nasıl olunur cevabına sırasıyla "Düşünerek" ve "Öğrenerek" demesi açıkça son yılların huzursuz mutsuzluğunu anlatmıyor mu aslında? Ne düşünüyoruz ne de öğrenmeye niyetimiz var, başka bir toplum olamaz ki öğrenmeye bu kadar dirensin.. Birileri yapıyorsa "aman bana ne yapmaya devam etsinler". Nerede kaldı bu Atatürk'ün "Çalışkan Milleti" ? Acaba Atatürk'ün Türkiyesi'nden çıktığımız için mi burnumuz boktan çıkmıyor, korkuyorum Barbaros Bey'in bedduası tutacak diye.. Sonrasında da "müstehak" deriz hep birlikte batarken ya da ne bileyim belki de "Kandırıldık" deriz ne dersiniz ?
Edit : Başlık atsam iyiydi aslında ama huyum değildir, önce yazıp sonra da uygun başlığı atmak..
Özlemişim klavyenin tuşlarıyla blog'un duvarını karalamayı, her ne kadar kurşun kalemci olsam da.. O kadar yumuşak bir ucu olacak ki, yazmak isteyeceksin bir cümle daha; sırf kalemi kullanmak için lafı uzatacaksın, kelimelerle oynayacaksın; bir de muhteşem silen silgin olacak.. Onu kullanabilmek için kasıtlı hatalı yazacaksın.. Üzgünüm sevgilim klavyem ama inan gerçek bu..
"Yeni Mesaj" kutucuğuna basmak ne kadar da zormuş, kaç ay oldu tıklayamamıştım; hem de ne işten güçten, ne dert tasadan.. Hani bazen "ağır" hissedersin ya kendini böyle "fok balığı" gibi yatmak gelir sadece içinden, aynen o durumda bir ruh haliyle taşımak vücudu ne kadar da güçsüz hissettiriyor insana kendini hayata karşı.. Bazı günler "Bu da mı gol değil" diye sorası geliyor insanın ya da genelleme yapmayalım , benim öyle oluyor.. Yoksa "aklımdan fışkırmadığından" değil yani, sadece "sular kesik örtmenim" durumu hasıl, sonuçta hepsi bahane değil mi ?
Herkese kendi derdi, dev görünürmüş. Kiminle konuşsam ya da kimi dinlesem daha doğru olacak sanırım, zira ben genellikle dinleyen tarafta oluyorum, sürekli mutsuzlar, şehr-i Istanbul'un laneti midir yoksa piyasa şartları mıdır ya da çok mu seviyoruz bir şeylere isyan etmeyi ? İsyan etmek derken, düzene baş kaldırmak gibi, devrim gibi işe yarar veya en azından bir amaca hizmet etmesini umduğunuz şeylerden bahsetmiyorum; bulunduğu durumun vehametine kendini kaptırıp, hayattan zevk alamaz duruma gelmekten bahsediyorum. "Efkarım birikti, sığmaz içime; bin sitem etsem de azdır kadere, gülmeye unutan yaşlı gözlere; mutluluktan haber ver Dilek Taşı.." Tüm insanlık bu durumda olamaz değil mi ? Ben hep "denk gelen" tarafta olmalıyım, insanlar bu kadar mutsuz olmayı hak etmiyor, her şeye rağmen..
En kötü insanlar bile mutsuz olmayı hak etmemeli, zaten mutsuz oldukları için kötü değiller mi? Daha en başında hikayenin mutlu olsalardı kötü olmayı seçerler miydi? Hem de bırak göreceli doğruları, toplumun kriterlerinde bile mutlu olsalar neden kötü olsunlar ki ? Bir şeylerden rahatsızlık duymasan değiştirmeye çalışır mısın ? Çalışmazsın herhalde, sormazlar mı adama "deli mi öptü" diye.. Hep hikayenin başında değil mi bizleri mutsuz edenler aslında hep dileklerimizde olanlar? Aşk, iş, başarı, para vs. Bu durumda sorunu biraz daha genelleyerek toplumun mutluluğuna getirirsek ve buradan da ilerleyip bir toplum külliyen mutsuz ise sizce de kötü yönetilmiyor mudur? Bunu da mı siyasete bağladın diyen olacaktır kesin, (ki okuyan sayısı 5 olunca çok büyük bir kalabalık sayılmaz bence :) ) yapmayın lütfen, bireysel mutsuzluktan bahsetmiyorum, toplumsal bir çöküş var; herkes mi mutsuz olur bir ülkede.. Rusya'da kaldığım dönemde orada da aynı şekildeydi, metroda insanların yüzünden mutsuzluk akıyordu.. Toplumsal mutluluk, toplumsal refahla olur; ne yerdeki ne de havadaki sarayla olmaz..
Özgür değiliz, herhalde bu nedenle bu toplumsal mutsuzluk. Toplumun %99'luk bölümü sanmıyorum ki gelecek planlarını yaparken huzurlu olsun. Aristo ve Platon'un özgür nasıl olunur cevabına sırasıyla "Düşünerek" ve "Öğrenerek" demesi açıkça son yılların huzursuz mutsuzluğunu anlatmıyor mu aslında? Ne düşünüyoruz ne de öğrenmeye niyetimiz var, başka bir toplum olamaz ki öğrenmeye bu kadar dirensin.. Birileri yapıyorsa "aman bana ne yapmaya devam etsinler". Nerede kaldı bu Atatürk'ün "Çalışkan Milleti" ? Acaba Atatürk'ün Türkiyesi'nden çıktığımız için mi burnumuz boktan çıkmıyor, korkuyorum Barbaros Bey'in bedduası tutacak diye.. Sonrasında da "müstehak" deriz hep birlikte batarken ya da ne bileyim belki de "Kandırıldık" deriz ne dersiniz ?
Edit : Başlık atsam iyiydi aslında ama huyum değildir, önce yazıp sonra da uygun başlığı atmak..
Özlemişim klavyenin tuşlarıyla blog'un duvarını karalamayı, her ne kadar kurşun kalemci olsam da.. O kadar yumuşak bir ucu olacak ki, yazmak isteyeceksin bir cümle daha; sırf kalemi kullanmak için lafı uzatacaksın, kelimelerle oynayacaksın; bir de muhteşem silen silgin olacak.. Onu kullanabilmek için kasıtlı hatalı yazacaksın.. Üzgünüm sevgilim klavyem ama inan gerçek bu..